Rize ‘nin ‘Susurluk’u’ çay tartışması bitmiyor
14 Temmuz 2020 Salı

FLAŞ HABER, AKP ‘li başkanın eşi ile ilgili habere yasak

Rize ‘nin ‘Susurluk’u’ çay tartışması bitmiyor

Şu anda bu çaylar nerede? İmha mı edildi yoksa satıldı mı?Her halükarda büyük skandal...

22 Haziran 2020 Pazartesi 11:17
Bu haber 1636 kez okundu
Rize ‘nin ‘Susurluk’u’ çay tartışması bitmiyor
 
İkizdere’de yabancı çay yüklü TIR’ı devrilen yollara saçılan tonlarca ‘Rize’nin Susurluk’u ‘ olarak anılan çayın sahibi Ahmet Ercel, on yıldır yurt dışından çay getiriyormuş ancak ne kadar çay getirdiğini, müşterilerinin kim olduğunu bilmiyor!
Rize nabız ve Kuzeytvnet muhabirlerinin özel Röportaj yaptığı ithal çayın görünürdeki sahibi Ahmet Erçel’in muhabirlerimizin sorduğu hiçbir soruya sağlıklı bir cevap verememesi ayrica,TIR  gidiş güzergahı konusunda “bu durum beni ilgilendirmez TIR Gümrük ve emniyetçe takip ediliyor ben karışmam” şeklinde cevap vermesi ve sahibi olduğunu iddia ettiği çayının hala nerede ve kimlerin deposunda olduğunu bilmemesi olaydaki ‘çay başkasınındır’ iddialarını güçlendirecek nitelikte gözüküyor.
İşte Rize ‘nin ‘Susurluk’u’ olarak kayıtlara geçen Ahmet Ercel adlı sözde ithalatçı ile muhabirlerimizin yaptığı o çelişkilerle dolu röportajı büyük yankı bulmuş bu çay konusunun halen ayrdınlatılmaması tartışılmaya devam ediyor.

Çeşit gazeteciler ve ve kesimlerce yapılan tartışmalar devam ederken konuyla ilgili eğt,imci ve yaşam savunucusu Ceyhun Kalneder'de yaşanan bu tartişmaya dahil oldu.
Kalender "KAÇAK ÇAY" başlığıyla bir yazı kaleme aldı işte Kalenderin o yazısı: 

Askerliğimi yedek subay öğretmen olarak Kızıltepe'nin Kuyucak Köyünde yaptım.  

Buradaki vatandaşlarla çok samimi  ilişkilerimiz oldu.
Her öğlen mutlaka bizi bir eve davet ederlerdi. Aynı şekilde onlar da okula bizimle muhabbet etmek, çay içmek için sürekli gelirlerdi.
 

Her konuda birbirimize alışsak da, ne biz onların çayına, ne de onlar bizim çayımıza alışabilmişti. 

Çoğunlukla, kendi tabirleriyle "kaçak çay" içiyorlardı. 

Damak tadı, elbette kimseyi suçlayamayız bu konuda. 

Ancak bu çayın kalitesiz, katkı maddeli olduğu her hâlinden belli oluyordu. Demlenince hemen koyulaşıyor, belli bir süre sonra da suyu ve boyası birbirinden ayrılıyordu.  

Sonra öğrendik ki, bu şekilde Türkiye'ye giren çay 80 bin tonmuş. 
Yani Türkiye'de üretilen çayın yaklaşık üçte biri... Büyük bir oran...
 

O zaman böyle bir yetkim ve etkim olmadığı halde kafa yormuştum bu işe. 
Bu insanları, benimsedikleri damak tad
ından vazgeçiremeyeceğimize göre, Çaykur bu vatandaşların damak tadına göre çay üremez miydi? 

Çaykur'daki yetkililerin böyle bir girişimi olup olmadığını hiç bilmiyorum. 
Olmadıysa, büyük öngörüsüzlük ve hedefsizlik...
 

Oldu da başarılamadıysalar büyük beceriksizlik... 

Kısacası bu hedeflere ulaşılsaydı, üreticinin kazancı en az üçte bir artacak, ruhsatsız çaylıklar ruhsatlandırılacak, yeni çay bahçeleri oluşturulacaktı…
Bölge ve dolayısıyla da ülke ekonomisi bu durumdan kazançlı çıkacaktı.
 

*** 

Yaklaşık 15 gün önce İkizdere'de çay yüklü tırın devrilmesiyle kaçak çay konusu yeniden Türkiye'nin gündemine düştü.
Kimine göre kaçak,  kimine göre ithal...
 

Bir tır çay… Ancak bu, buz dağının görünen kısmı bile değildi. 

Her halükarda büyük skandal... 

Öncelikle bu kazada ölen tır şoförüne Allah'tan rahmet diliyorum. 

Ancak burada sorulması gereken önemli sorular var. 
Kazadan sonra bir avukatın
 soruları her ortamda yüksek sesle soruyor.
Ancak soruların muhatabı birçok kurum olmasına 
rağmen kimseden ses çıkmıyor. 
Bu sessizlik, beni ve benim gibi milyonlarca üreticiyi tedirgin ediyor.
 

Şimdi bu soruları tekrar soracak olursak; 

1- Devrilen tırdaki çaylar kaçak mı, yoksa gümrükten resmi olarak mı Türkiye'ye giriş yaptı? 

2- Şu anda bu çaylar nerede? İmha mı edildi yoksa satıldı mı? 

3- Bu çayı ithal eden şirketin, çay ithal etme yetkisi var mıydı? 

4- Çay Rize'de hangi şirket tarafından harmanlanıp piyasaya sürülecekti? 

5- Bu çayların analizleri yapıldı mı? Sağlık standartlarına uygun mu? 

6- Bu çayların resmi yollardan girdiğini varsayarsak, neden yerli isimle harmanlanıp satılıyor?  

Ve daha birçok soru... 

Yani bu çaylar standartlara uygunsa ve kaliteliyse neden yabancı isimle satılmıyor
Kimse Avrupa’dan aldığı 
Mersedes’e Tofaş etiketini vurup satmaz. 

Demek ki, gelen çay kalitesiz ve sağlıksız ki, yerli çayla harmanlanıp satılıyor. 
Bu tutarsızlık da
 birçok soru ve sorunu beraberinde getiriyor.  

Tabii her zamanki gibi bizim kralcılarımız yine devreye giriyor bu durumda
Sanki şirketle ortak! Gönüllü avukat!
 

Şunu diyorlar: “ Kardeşim demokratik bir ülkede yaşıyoruz. İthalât yasak mı? 

Kardeşim çay ot-saman değil ki… Kaldı ki, onlar bile ithal edilmemeli… 
Çay stratejik bir üründür ve bir bölgenin kaderi çaya bağlıdır.
Bir diğeri, çay sadece birilerinin cebini doldurmak için ithal ediliyor. 
Üretim fazlası var, 
Çaykur’un depoları dolu. 

Oysa bu soruyu soran benim gibi üretici, gariban... 
Ama durumdan vazife çıkarıyor ve bölgenin tek geçim kaynağını siyasete alet edecek kadar basit düşünüyor, her konuda olduğu gibi. Çünkü eline bir siyaset oyuncağı verilmiş;
bununla oyna, hiçbir
 şeye karışma, soru soranlara da tepki göster, çünkü bu durum ülkenin bekası! denilmiş 

Adam ülkeye kaçak çay sokuyor “beka” zarar görmüyor da, söyleyince mi zarar görüyor? 

Oysa kandırılan vatandaşım şu kadarını bilse: Ülkemin bekası çaydır, topraktır, sudur, yayladır, denizdir, ormandır... 

Velhasıl kelâm, bu konuda bilgi sahibi olanların üç maymunu oynadığı ve halk da hakkını arayamadığı sürece işimiz gerçekten çok zor. 

Geçen gün Güneysulu bir dostum söylemişti:
"Rant paylaşımında kimse kimsenin 
voltasını kesmek istemiyor." 

Yani “rant” her zaman daha organize ve dayanışma içinde yol alabiliyor. 
Kendini korumak uğruna birçok kişi, kurum ve değeri kullanmaktan da çekinmiyor.
 
Ceyhun Kalender 

    Yorumlar

EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV