izmir escort bayan adana escort bayan sex hikayeleri istanbul escort escort mersin hatay escort bayan adana escort hd porno bornova escort

13 Aralık 2017 Çarşamba

Levent Gültekin: 50-0 da başlasak ‘hayır’ın şansı var

31 Ocak 2017, 23:03
Bu röportaj 228 kez okundu
Levent Gültekin: 50-0 da başlasak ‘hayır’ın şansı var
 

AKP, başkanlık için toplumdan rıza üretebilecek mi? OHAL şartlarında 'hayır' kampanyası nasıl yürütülecek? Gazeteci-yazar Levent Gültekin yanıtladı.

Serpil İLGÜN

Başkanlığı öngören anayasa değişikliği teklifi AKP-MHP oylarıyla Mecliste kabul edilir edilmez, Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı referandum süreci de başlamış oldu. 

Erdoğan, “Ciddi manada bir destek oranı var; zaten böyle olmasa bu işe girişmezdik” dese de, ‘hayır’ cephesi üzerinde artırılan baskı ve tehditlerin, iktidarın o kadar da rahat olmadığını gösterdiği belirtiliyor. 

Pazartesi röportajında bu hafta, referandumu siyasal, toplumsal ve ekonomik krizle karşılayan iktidar cephesinin, havuz medyasındaki yazarlarına da yansıyan endişelerine ve ‘hayır’ cephesinin imkanlarına bakmak istedik. 
Baskı ve zor yöntemlerini kullanarak istikrar, güvenlik, beka, kalkınma argümanlarıyla halktan destek isteyen iktidar cephesi, kampanyasına rıza üretebilecek mi? Toplumsal muhalefetin ‘hayır’ için imkanları neler? Tam da referanduma giderken iktidar yanlısı yazar ve yorumcular neden birbirine düştü?

Diken haber sitesi yazarı, gazeteci Levent Gültekin yanıtladı. 

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, benzerlerini 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sürecinde çokça işittiğimiz ‘Referandumdan evet çıkarsa terör sona erer’ sözlerine yorumunuzu alarak başlayalım. Tehditler bu kez erken mi başladı, ne dersiniz?

İktidar mensupları toplumu tehdit ederek sonuç almayı bir alışkanlık haline getirdi. Bu, dünyada özellikle otoriter, faşizme kayan yönetim anlayışlarının tamamında uygulanan bir yöntem. Amaçlarını gerçekleştirmek için yalan söylemekten, tehdit etmekten, korkutmaktan utanmıyorlar. Çekinmiyorlar da. Fakat ben bunun bir yerde patlayacağını, çok ağır bir bedel ödeyeceklerini düşünüyorum. Numan Kurtulmuş’un mesela cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi sarf ettiği benzer birkaç cümlesini hiç unutmuyorum. “Eğer Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse Gazze artık eski Gazze olmayacak” demişti. Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi ve Gazze bugün daha kötü. Çünkü İsrail yeni yerleşim yerleri açmaya devam ediyor ve Gazze bütünüyle daha sahipsiz. Aynı şeyi bize 1 Kasım’da da söylediler. “Eğer tek başına iktidarı sağlarsanız kaos biter, istikrar gelir, terör durdurulur, şu yapılır, bu yapılır!” Olmadığı gibi daha da arttı. Türkiye 1 Kasım’dan bugüne her alanda, ekonomi olarak, iç barış olarak, terör olarak, medya olarak, devletin bütün kurumlarının yıkılmış olması itibariyle daha kötü. 

Her şeyin daha kötü olduğu ortadaysa, tehditle oy alma yönteminin referandumda kullanışlı olmayacağı söylenebilir mi? 

Bu tamamen muhaliflere bağlı. Eğer muhalifler, tehditleri boşa çıkarabilecek bir kampanya yaparsa bu ters teper. Çünkü 1 Kasım’da istikrar, demokrasi, güvenlik, kalkınma… denildi. Oy da alındı. Ama bugün her şey 1 Kasım’dan on kat daha kötüyse, ortada devasa bir sorun var demektir. Ve bu toplumda da görülüyor. Özellikle 1 Kasım’la 7 Haziran arasındaki o yüzde 10’luk seçmen bunun farkında. 1 Kasım’da şöyle demişlerdi: “7 Haziran’da koalisyon çıktı, ama muhalif partilerin durumları ortada, bunlar birbirleriyle anlaşamıyorlar, ülkenin az buçuk da olsa bir istikrarı var, bari bunu koruyalım ve şu adama (Erdoğan) bir kere daha oy verelim!” Kanaatime göre o yüzde 10, bilinçli bir seçmen. 

Referandum sonucunu da o yüzde 10’nun mu belirleyeceğini düşünüyorsunuz? 

Bence şu anda bütün kampanya o yüzde 10’un üzerinde dönüyor. Türkiye’nin kaderi 7 Haziran’la 1 Kasım arasında siyasi tercihini değiştiren o yüzde 10’nun elinde. 

Yapılan tartışmalarda ağırlıkla MHP tabanın belirleyiciliği üzerinde duruluyor...

MHP’nin oyu zaten yüzde 10-11 civarında. Konuşulanlara ve güvendiğimiz anketlere göre MHP tabanının yüzde 70-75’i “hayır” diyor. Ben bu oranın daha da yükseleceğini düşünüyorum. Çünkü MHP tabanını veyahut meseleye az buçuk tarafsız bakan insanları ikna edecek bir gerekçe yok ortada. Yani cumhurbaşkanlığı sistemi denilen 18 maddeden tek bir tanesinin altına şöyle bir cümle yazamayız: Türkiye’nin iyiliği için! Tamamı bir kişinin iyiliği için yazılmış bir 18 madde var orada. Milletvekillerini o kişi seçecek, yargı mensuplarını o kişi seçecek, bakanları o kişi atayacak, istediği zaman Meclisi fesh edebilecek, rektörleri, genelkurmay başkanını o kişi atayacak, bütçeyi o kişi hazırlayacak... Bir yanlış yaptığında kimse onu yargılayamayacak, çünkü mecliste 400 vekil imzası gerekli. O kişinin seçtiği vekiller o kimseyi yargıya gönderir mi? Gönderse ne olacak, hepsi onun atadığı yargı mensupları. Hiç bir insan bu kadar güçle normal hareket edemez. Hiçbir ülke tek bir insanın aklıya yönetilemez. Demokrasisi, kurumları, bağımsız yargısı olmayan ülkeye yabancı yatırımcı gelmez. Ekonomi bütünüyle çöker, yoksulun elinde kalan bir lokma, o da bütünüyle gider. Mesele Erdoğan meselesi değil. O zaten cumhurbaşkanı, ama başkanlık çok başka... Hem AKP tabanı hem de MHP tabanı olan bitenin farkında. 

MHP bahsini kapatmadan şunu da soralım; ‘Devlet Bahçeli’nin karşı çıktığı başkanlık sistemini savunmasını ve önünü açmasını makam pazarlığına, yahut kaset gibi işlere bağlamak bana çok saçma geliyor. Çok daha derin bir iş var’ diyorsunuz. Açar mısınız, nedir o derin iş?

Bu sorunun cevabına ben de hakikaten çok merakla gittim. MHP’lilerle de çok konuşuyorum. Nasıl olur da bir insan iki ay önce aleyhine zehir zemberek sözler ettiği bir konu hakkında bu kadar fikir değiştirir? Bunu MHP genel başkanlığında iki yıl daha kalmak veya bakanlık vs verilmesine bağlıyorlar ama buna ihtimal vermiyorum. Çünkü başkanlık geldiğinde MHP diye bir şey kalmayacak. Derin iş dediğim kendi gerekçem şu; bu tamamen yorum, bilgiye dayanmıyor; ben bir odağın -kimdir bilmiyorum- Erdoğan’a tuzak kurduğunu düşünüyorum. Başkanlık sistemi Türkiye’nin felaketiyle beraber Erdoğan’ın da felaketi olacak. Çünkü tek adam rejiminin ayakta kalma şansı yok. Bazıları şöyle zannediyor; sistem değiştiğinde 30 yıl iktidarda kalırlar. Kalamazlar, Türkiye’nin dışa bağımlı bir ekonomisi var. Biz İran ya da Irak değiliz, doğalgaz ya da petrol satıp tek adam rejimini ayakta tutacak kaynağımız yok. O nedenle tek adam demek ekonominin çökmesi, ülkenin de çökmesi demektir. Bu anayasa referandum süreci geçsin Tayyip Erdoğan bu yetkilerle tek adam olsun, ben ülkeye üç yıl ömür biçmiyorum. Bir yıl bile biçmiyorum da Allah muhafaza! O yüzden de kendi okumalarımdan, gözlemlerimden çıkardığım şey şu; Eğer bir “üst akıl” varsa ve Erdoğan’ın, dolayısıyla Türkiye’nin başına çorap örüyorsa, Bahçeli onlara çalışıyor. 

Tuğrul Türkeş’e yakın bir yorum yapıyorsunuz...

Evet, Tuğrul Türkeş’in ve bazı AK Partililerin “Üst akıl var Tayyip Erdoğan’ı yok etmek istiyor” dedikleri gibi. Eğer öyle bir üst akıl varsa, o üst akıl hiç tereddütsüz başkanlığı istiyor. 

Neden?

Çünkü başkanlık önce Erdoğan’ı yok edecek bir şeydir. Şöyle zannediliyor, Erdoğan anayasal bir güvenceye kavuşacak, yargılanmayacak vs. Dünyada tek adam rejimi ile yönetilmiş, iflah olmuş, ayakta kalmış, refaha kavuşmuş tek bir ülke yok. Bu ülkeler yıkılıyor başındaki o tek adamla beraber. Ülke yıkılırken Erdoğan ayakta kalamaz. Yani mesele o ülkeyle birlikte o liderin de yıkılacağı meselesi. O nedenle bir tuzak kurulduğu yönünde endişem var. Bahçeli bu tuzağın içinde olabilir. 

Peki ‘Başkanlık Erdoğan’ın da felaketi olacak’ görüşüne sahip olan AKP’lilerden neden buna uygun bir tavır gelmiyor? Tersine başkanlık sistemini can siperane savunan, hatta parti içindeki en ufak karşı görüşe tahammülsüz bir tutum içindeler...

Bu AK Parti’ye has bir şey değil. Dünyadaki bütün otoriter iktidarların etraflarındaki insanlar böyle hareket eder. AK Parti kadrolarının önemli bir kısmı bunun bir felakete gidiş olduğunun farkında. Bunu bilgiye dayanarak söylüyorum. Peki niye karşı çıkmıyorlar? O çarkın dışına çıkmak kolay değil çünkü. Çok şeyi göze almak gerekiyor. Eski yol arkadaşı olsa bile “senin gözünün üstünde kaşın var” diyene ya FETÖ’cü, ya vatan haini damgasının vurulduğu bir dönemde bir milletvekilinin, bir bakanın çıkıp da “arkadaş yanlış gidiyorsunuz” diyecek takati kalmadı. Bunu onları haklı çıkarmak için söylemiyorum. Korkularına yenildiler. Ama AK Partililerin önemli bir kısmı “şu iş referandumda reddedilse de kurtulsak” havasında. 

Ve bu referanduma ‘hayır’ tercihi ile yansıtılacak?

Bundan eminim. Olabildiğince antidemokratik, olabildiğince baskıcı, olabildiğince şımarık, olabildiğince susturucu, engelleyici bir metotla referanduma gidiyorlar. Kanun tanımayan milletvekili, anayasaya uymayan adalet bakanı, öbür tarafta çıkarını en ön plana koyan, hiçbir değeri olmayan medya mensubu, gazetecisi, televizyoncusu ile 10 sıfır geriden başlıyoruz. Ama 50-0’da olsalar onlarda olmayan bir şey var “hayır” diyenlerde. Haklı olmak! Haklı olmanın, meşru olmanın, doğru olmanın sağladığı olağanüstü bir avantaj var ki, o 50-0’a bedeldir. Biz Erdoğan dahil bütün Türkiye’nin iyiliği için “hayır” çıksın istiyoruz. “Evet” diyenler ise tek bir kişinin, Erdoğan’ın iyiliği için istiyor. 

468x60 -->

    Yorumlar

300x250, oluşturulma 19.10.2010 -->
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
  • batman'da büyük insanlık buluştu..
  • Nabız Gazetesi - Rize Haber , Rize Haberleri, Bölge Haberleri, Karadeniz Haber, Artvin Haberleri - 29 Mayıs 2015 Manşeti
KARİKATÜR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV