İdlib’in aynasında Erdoğan’ın Suriye politikası tartışılırken...
03 Nisan 2020 Cuma

Rize’nin bugüne gelişin sorumluları kim, kimler?

İdlib’in aynasında Erdoğan’ın Suriye politikası tartışılırken...

06 Şubat 2020, 13:05
Bu makale 1374 kez okundu
İdlib’in aynasında Erdoğan’ın Suriye politikası tartışılırken...
İhsan Çaralan
 Türkiye’nin Suriye politikasının merkezi İdlib’e kaydı.

Son 4-5 yıldır, Fırat’ın doğusu ve batısı ile yatıp kalkan Erdoğan yönetimi, Rusya ve ABD ile ilişkilerinin yanı sıra Suriye ile askeri olarak çatışma aşamasına gelen politikasının ilişkilerinin bundan sonraki seyri, İdlib’deki gelişmeler tarafından belirlenecek hale geldi.

Dahası, sorunların zamana yayılarak ertelenmesi de artık eskisi kadar kolay değil. Çünkü Suriye ordusunun İdlib’deki operasyona uzunca bir zamandan beri hazırlandığı dünya alem herkesin malumuydu. Bu yüzden de daha önce TSK’nin bazı gözlem noktalarının Suriye ordusu ile el-Kaideci grupların çatışma alanında kalmasından sonra şimdi de gözlem noktalarının birçoğunun Suriye ordusunun denetimindeki bölgelerde kalmasına kadar gelindi.

Önceki günden beri ise, Suriye ordusunu M4 otoyolunu geçerek, İdlib savaşının en kritik noktalarından birisi olan Serakib kasabasını kuşatmaya başladığı, TSK’nin de kasabayı savunmak için kasaba etrafında “dört gözetleme noktası” oluşturduğu belirtiliyor.

Sahadaki bu sıkışıklık diplomasiye de yansıdı.

İdlib sorununun kilit ülkesi Suriye’nin ordusunun Rusya’dan icazet almadan TSK ile çatışmaya girmesine ihtimal verilmiyor.

Bugüne kadar (yakın zamana kadar) “Erdoğan ve Putin her sorunu aralarında konuşarak çözer” anlayışı da değişiyor; hatta değişti bile.

Reklam

Erdoğan Rusya’yı karşıya almamak için çaba harcıyor, “Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da bir ciddi çelişki içerisine girmemize gerek yok” diyor ama gelinen aşamada bu tutumu sürdürmek kolay olmayacak. Çünkü Erdoğan bu sözleri söylemesinden 12 saat önce Ukrayna Devlet Başkanı ile yaptığı basın toplantısında, “Kırım'ın yasadışı ilhakını tanımadık tanımayacağız” demekle de kalmayıp, Kırım Tatarlarının lideri olarak tanınan Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu ile de görüşerek, Rusya’nın ve Putin’in sinir uçlarıyla oynamıştı.

Kısa süre önce de Türkiye ile Rusya Libya’da da karşı karşıya gelmişti.

Yani, Türkiye’nin yeni Osmanlıcı hayallerini okşayarak Erdoğan’ı kendisiyle yürüten Putin’in Erdoğan’la birlikte yürümesi artık çok zorlaşmıştır.

İdlib burada, sadece Türkiye-Rusya ilişkilerinin Suriye’deki uzantısıdır.

Bu yüzden de önceki gün yapıldığı ve karşılıklı iyi dileklerin ifade edildiği ve “İdlib’de tansiyonu düşüreceği” yorumları yapılan görüşmenin sahada bir karşılığı görünmemektedir. Bu telefon görüşmesi sonrasında Rusya’dan yapılan açıklamada bunu göstermektedir.

Yani, “Rusya ile aramızda çelişki yok” demek, gerçeklere göz kapamaktır.

İran ise İdlib’de Rusya’dan daha açık biçimde, “Suriye ordusu kendi ülkesi için savaşıyor” diyen bir tutum almıştır.

İdlib’deki gelişmeler, özellikle de bu gelişmeler etrafında Türkiye’nin Rusya ile askeri olarak da karşı karşıya gelecek bir pozisyona sürüklenmiş olması, ABD’nin yeni hamlelerine sahne oluyor.

İdlib’den el-Kaideci ve öteki terörist grupların tasfiyesi girişimi karşısında Suriye ordusunun operasyonlarına karşı çıkan ABD yönetimi, Türkiye ile aynı tutumu alırken, açıkça Türkiye’yi desteklediğini de ortaya koydu. ABD, TSK’nin Idlib’deki kayıpları için de başsağlığı dileyerek de bu tutumunu sürdürdüğünü göstermek istedi.

Libya’da da Erdoğan yönetimini hoşnut edecek bir tutum takınan ABD, New York’ta süren Halkbank davasında (Yüksek Mahkemenin) “yargılamayı durdurma kararı”yla Erdoğan Hükümetine önemli bir jest yaptı.

Rusya’yla sadece “sahada” değil, medya üstünden de Türkiye’yi Suriye’deki (ve Libya’daki) terörist gurupların himayecisi, organize edicisi ve finanse edicisi olarak gösteren bir kampanyanın da başlatıldığı bir zamanda ABD’den gelen bu sıcak mesajlar elbette rastlantı olarak görmemek gerekir.

Bu adımlarla ABD’nin;  

1-) Türkiye-Rusya ilişkilerinde ortaya çıkan çatlağın daha da büyümesi,

2-) ABD-Türkiye arasındaki sorunların aşılarak geleneksel, ’70 yıllık “stratejik müttefiklik” çizgisine geri dönülmesi,

3-) ABD’nin Suriye’deki ve bölgedeki pozisyonu güçlendirme ve Suriye pastasından payının artırılması gibi üç önemli amacı taşıdığını söylemek yanlış olmaz.

Böylece ABD Mart’ta yaptırımların devreye sokulması ve Nisan ayında S-400’leri aktive edilmesi öncesinde Türkiye’ye manevra yapması için geniş bir alan sunmaktadır.

Dün partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan; “Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekatları etrafında mutabakatlara uyulmuyor. Suriye’de anlaşmalara uyulmuyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi devam etmesine izin veremeyiz. Uyulmayacaksa bu mutabakatlara neden yapılıyor” diyerek, gelinen aşamada İdlib üstünde yapılan tartışmanın sadece İdlib olmadığını kabul etmiş oldu.

Böylece Erdoğan, Türkiye’nin Suriye politikasında ABD, Rusya, İran gibi dış güçlerle olduğu gibi Suriye rejimi ve halen Suriye’nin önemli bir bölümünü kontrolü altında tutan SDG ile karşı karşıya gelindiği açıkça itiraf etti.

Bunun anlamı ise, sıranın Türkiye’nin sadece İdlib değil Fırat’ın doğusu ve batısındaki askeri olarak kontrol ettiği bölgelerden çıkarılmasının gündeme geldiğidir.

Erdoğan’ın son günlerdeki söylemlerinden anlıyoruz ki, Hükümet de İdlib etrafındaki girişimlerin sadece İdlib’le sınırlı olmadığının farkına varmıştır. Telaşları da bundandır.

    Yorumlar

EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV