Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan: Bu birlik sandıkta kalmamalı
12 Aralık 2019 Perşembe

Rize AKP den Babacan ve Davutoğlu'nun partilerine!!!

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan: Bu birlik sandıkta kalmamalı

30 Haziran 2019, 11:03
Bu röportaj 225 kez okundu
Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan: Bu birlik sandıkta kalmamalı
Muhabir
 

Ekonomik krizle birlikte artan işsizlik ve yoksulluk, seçim sonuçları, AKP içindeki çözülme ve muhalefet partilerinin açıklamalarını Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile konuştuk.

Birkan BULUT
Ankara

İktidar partisinin itirazı sonucu YSK’nin iptal ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerindeki tarihi sonuç, Türkiye siyasetinde önemli bir kırılma meydana getirdi. AKP’nin 17 yıllık iktidarının ardından aldığı bu ağır yenilgi, tek adam rejimini de tartışmaya açtı. Ekonomik krizle birlikte artan işsizlik ve yoksulluk, seçim sonuçları, AKP içindeki çözülme ve muhalefet partilerinden gelen çeşitli çağrıları Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile konuştuk. Emekçilerin ekonomik kriz ve iktidarın baskıcı politikaları karşısında iradesini sandıkta gösterdiğini ifade eden Gürkan, önümüzdeki dönemin işçilerin sadece kendi işyerlerinde değil, memleket meseleleri karşısında da birleşme ve değiştirme eğilimlerini güçlendireceğini vurguladı. Toplumun geniş kesimlerinin iktidara karşı sandıkta birleştiğine dikkat çeken Gürkan, bu birliğin sandıkta kalmaması gerektiğini söyledi.

İstanbul’u bu kez büyük bir oy farkıyla yine Milet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Seçim sonuçlarını ve halkın sandıkta verdiği mesajı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bu sonuçlar geliyorum demişti. YSK’nin 6 Mayıs günü seçimleri iptal etme kararı haksız, hukuksuz ve inandırıcılığı olmayan bir karardı. Kamuoyunu ikna edemedi. Siyasi iktidarın kullandığı kutuplaştırıcı dil, baskı politikaları, muhalefeti düşmanlaştırıcı tutum, Abdullah Öcalan’ın mesajının bir siyasi istismar aracı olarak kullanılmak istenmesi, Osman Öcalan’ın devlet televizyonuna çıkarılması gibi pek çok şey denendi. Tüm bunlar halkın tepkisini topladı ve biriken öfke sandığa yansıdı.

31 Mart seçimlerinde büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi çokça tartışıldı ama Kocaeli, Adana, Konya, Bursa, Kayseri gibi büyük sanayi kentlerinde AKP’nin dikkate değer bir oy kaybı oldu. Dolayısıyla seçim sonuçlarını sadece üç büyük kent üzerinden değil, önceki seçimlerle birlikte bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Tekrarlanan İstanbul seçimi bu sürecin zirve noktası oldu. Bir bütün olarak son birkaç yıldaki seçimlere baktığımızda şunu görüyoruz; halk tek adam rejimine mesafelidir ve sonunda dur demiştir. Diğer taraftan kutuplaştırıcı dil, yalan ve istismar siyasetinin halk nezdinde uzun süre sürdürülemeyeceği görülmüştür. Ancak bizim açımızdan asıl dikkat çekici nokta sanayi kentlerinde Cumhur İttifakı’nın belirgin şekilde oy kaybetmesi, İstanbul’da ise güvencesiz kesimler başta olmak üzere işçi ve emekçilerin yoğun olduğu, Cumhur İttifakı’nın yüzde 80 oy oranlarına sahip olduğu Esenyurt, Fatih, Tuzla, Pendik gibi ilçelerde İmamoğlu’nun önde çıkmasıdır. Kuşkusuz bunda ekonomik krizin, artan işsizlik ve yoksulluğun önemli bir etkisi vardır. Yine ekonomik krizin halka fatura edilmesi için siyasi iktidarın yapmaya çalıştığı düzenlemeler, kıdem tazminatının fona devredilmesi, bireysel emeklilik sisteminin kapsamının genişletilmesi, vergide yeniden düzenlemeler işçi ve emekçiler içerisinde iktidara tepki yaratmıştır. Yanı sıra, iç ve dış politikada iktidarın içine girdiği açmazların da önemli bir etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Belki işaret edilecek başka bir sonuç da, özellikle 23 Haziran’da taleplerinde ve tercihlerinde her türlü istismarı denedikleri Kürt halkının belirleyici etkisidir. İktidar tarafından Kürt sorununun her türlü istismarına açık olduğu bir kez daha ortaya konulmuştur. Ayrıca kadınların ve gençliğin bu seçim sonuçlarında önemli bir etkisi oldu. Dolayısıyla Kürt sorunu demokratik, eşit haklarla çözümü için mücadele göz ardı edilecek, geriye atılacak bir sorun değildir. Ayrıca din de seçimler vesilesiyle özellikle iktidar cenahı tarafından fazlasıyla istismar edilmektedir, dolayısıyla seçim istismarlarından bağımsız inanç özgürlüğü ve laiklik sorunun çözülmesi demokrasi açısından güncelliğini korumaktadır. 

Ekonomik krizle birlikte ağırlaşan çalışma ve yaşam koşulları emekçilerin en can yakıcı sorunu. Ancak sermaye çevreleri de ekonomik durumdan şikayet ederek seçimlerden sonra bir an önce “yapısal reformlar”ın gündeme alınmasını istiyor. Bu açıdan nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

TÜSİAD İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı alındığında kaygılı olduğunu, ekonomi ve demokrasi sorunlarına odaklanılması gerektiğini söylemişti. Ekonomide istenilen reformlar aslında sömürünün artarak sürmesi, ekonomik krizin yükünün emekçilere yıkılması için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Demokrasi konusundaki reformlar ise sermayenin işini kolaylaştıracak bir “demokrasi”yi ifade etmektedir. Demokrasinin temel kriterleri olan grev hakkının sınırsız kullanımı, toplu pazarlık hakkı, işçi sınıfının örgütlenme ve siyaset yapma hakkı gibi temel hakların güvence altına alınması değildir istenen, aksine hükümetin grev yasaklarının TÜSİAD tarafından memnuniyetle karşılandığını görüyoruz. Yine sendikal örgütlenme oranının düşmesi, günde 4-5 işçinin yaşamını yitirmesi TÜSİAD’ı rahatsız etmemektedir.  Dolayısıyla Onların reform dediği şey hem ekonomi hem de siyasal alanda kendi sömürü çarklarının dönmesi, sermaye giriş çıkışlarının rahatça sürmesi, işçilerin kazanımları, hak ve özgürlüklerin elden geldiğince kısıtlanması ve kaldırılmasıdır. Son seçimlerde sermayenin sivil toplum, sermaye ve kamunun iş birliğinin sağlandığı bir belediyecilik anlayışı diye ifade ettiği anlayış aslında belediye kaynaklarının yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda değil sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden organize edilmesi ve dağıtılması olacaktır.

Seçimlerden sonra tek adam rejimi tartışması açıldı. Nitekim MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli 9 ay önce “3 büyükşehir kaybedilirse başkanlık sistemi tartışmaya açılabilir” demişti. Cumhurbaşkanı’nın yeni sistem konusunda çalışma yapılacağı açıklamasını düşünecek olursak bu konuda bir geri adım bekliyor musunuz?

Tabii peş peşe gelen seçimlerin iki alanda da yansımaları var. Asıl olarak emekçilerin özellikle Cumhur İttifakı döneminde uygulanan politikalardan duyduğu rahatsızlık artmış ve bu seçim sonuçlarına yansımıştır. Ancak sermaye cephesinde de çeşitli gelişmelerden söz edebiliriz. Sermaye sınıfı, iktidara halk desteği azaldıkça hem ekonomi hem siyasal alanda kendi politikalarının, programının uygulanmasını güvence altında görmüyor. Şimdiye kadar onun bir tek güvencesi vardı; AKP halk desteğini arkasına alarak sermayenin politikalarını sorunsuzca uygulama alanı buluyordu. Fakat bugün öyle değil. Sermaye de bu gidişattan endişelenerek bir arayış içerisine girmektedir. Ancak yürütülen rejim tartışması bizim ele aldığımız biçimde sürmüyor. Onlar 24 Haziran seçimleriyle birlikte tek adam rejiminin inşası için bu bir yılda önemli mesafe almayı düşünüyorlardı. Fakat hem genel seçimlerde ve referandumda çok kritik bir eşikte kaldılar ve nasıl kazandıkları konusunda pek çok soru işareti var. Hem de yerel seçim sonuçlarıyla birlikte başkanlık rejimini sürdürme imkanı kalmadı. O yüzden bu rejimi sadece bazı yönleriyle tartışmaya başladılar. Oysa bu rejimin sıfırdan inşası anlamına gelmiyor. Başkanlık rejimini ne TÜSİAD, ne de uluslararası tekeller ve sermaye grupları bir sorun görüyor. Esasında TÜSİAD başta olmak üzere tüm sermaye gruplarının programına uygun bir başkanlık modeli önümüze konulmak isteniyor.

Peki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandum çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Millet İttifakı açısından da bunu söyleyebiliriz. Onların tartışmaya açtığı nokta sadece cumhurbaşkanlığının bir siyasi partiye aidiyetliğinin olması ve her alanda tek adamın sözünün geçmesi. Dolayısıyla rejim değişikliğiyle önümüze sürülen tartışma cumhurbaşkanının partili olması ve muhtemelen yargıya olan güvensizlik nedeniyle asgari düzeyde kuvvetler ayrılığı. Oysa Cumhurbaşkanı’nın taraflılığı hatta partizanlığı çok açık. Burada esas olan partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen rejimin bir yılda hasar alması ve halk nezdinde kabul görmemesidir. Dolayısıyla daha ileri bir siyasal rejimin tartışılmasının önüne geçmek için sermayenin ve tekellerin ihtiyacını görecek bir rejimi yeniden yapılandırma yoluna gidiyorlar. Bu yeni bir rejim tartışması değil, mevcut rejimin aldığı yaraları sarma, iyileştirmedir. Ancak bu yaralar ne kadar sarılabilir, ekonomik ve siyasal sorunlar karşısında halkın beklentisini karşılar mı, bu çok da mümkün görünmüyor.

Partiniz 31 Mart Yerel Seçimlerinde tek adam rejiminin geriletilmesi için üç büyükşehirde CHP adayına oy vereceğini açıklamıştı. Peki seçimin ardından bu konudaki yol haritası ne olacak?

Bugün ortaya çıkan sonuçlar bizi doğrulamaktadır. Özellikle üç kentte Cumhur İttifakının, dolayısı ile AKP’nin geriletilmesi halinde hem inşa edilmek istenen rejimin tartışmaya açılacağını hem de AKP içinde bir çözülme yaşanacağını tespit ediyorduk. Sonuç olarak bu iki tespitimiz gerçekleşti. Uzun süredir devam eden yeni parti girişimlerinin hız kazandığını görüyoruz. Ancak bizim için önemli olan çözümün ne olacağıdır. Bu biriken sorunları ve emekçilerin çözüm beklentilerini AKP’nin karşılaması mümkün müdür? Yine AKP’nin içinden çıkacak yeni bir parti bu sorunları çözebilecek mi? Bugün tek adam rejiminin bazı yanlarını düzeltme tartışması açan Millet İttifakı ve onun temsil ettiği klik bu sorunları çözebilecek mi? Biz hiçbirinin çözemeyeceğini düşünüyoruz. Halk egemenliğine dayanan demokratik bir rejim tartışmasını işçi ve emekçilerin de dahil olmasıyla daha fazla ilerletmek istiyoruz.

Seçimlerin ardından HDP’nin de üçüncü bir yol olarak demokrasi ittifakı kurulması çağrısı oldu. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Demokrasi ittifakı bizim yeni tartıştığımız bir mesele değil. Ancak Kılıçdaroğlu’nun yaptığı referandum çağrısı ve HDP Eş Genel Başkanlarının demokratik ittifak ve yeni anayasa çağrısı, diğer taraftan demokrasi mücadelesine değerli katkılarda bulunan Rıza Türmen’in yeni toplumsal sözleşme çağrısı ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bir ihtiyacı ortaya koyması bakımından önemlidir. Fakat özellikle siyasi partiler açısından çağrının yeterli olmadığını söyleyebilirim. Doğruyu söylemek yetmiyor, aynı zamanda bu doğruyu örgütlemek gerekiyor. Önümüzdeki dönem ekonomik krizin ağırlaşacağını söyleyebiliriz. Ayrıca iktidarın az çok demokratik bir politik hatta yönelmesi de söz konusu olmayacaktır.

İktidarın daha saldırgan bir tutum alacağını mı söylüyorsunuz?

Bakın 31 Mart seçimleri oldu, hemen akabinde pek çok HDP’li seçilmişlere mazbataları verilmedi, verilenler de iptal edildi. Yani halkın tercihlerine bir nevi darbe yapıldı ve bu tutum devam ediyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında açılan davalar, 23 Haziran sonuçları bu girişimi oldukça zorlaştırmasına rağmen İmamoğlu’na dava tehditleri devam edecek görünüyor. Bu girişimler bile iktidarın önümüzdeki süreçte izleyeceği politik hattın ne olacağını göstermektedir. İktidarın her yönüyle sıkıştığı bu dönemde işçi ve emekçilerin birçok hak kaybıyla karşı karşıya kalacağı ortadadır. Başta da söylediğim gibi ekonomik ve demokratik alanda saldırı niteliğinde pek çok reform gündeme gelecek. Dolayısıyla biz mücadele birliklerini birkaç partinin bir araya gelerek oluşturduğu ittifaklar olarak tarif etmiyoruz.  Son seçimlerde toplumsal ve siyasal açıdan çok farklı kesimlerin sandıkta İmamoğlu’nu desteklediğini gördük. Bu geniş yelpazenin beklentisi sadece İmamoğlu’na ve belediyecilik anlayışına güven değildi. Sistemin biriktirdiği sorunlara duyulan tepki sandığa yansıdı. Bu kadar farklı kesim sandıkta buluşabiliyorsa, mücadele alanlarında da birleşebilir. Bu birlik sandıkta sınırlı kalırsa çok yol alamayız.

Peki birliktelik sandık dışına nasıl taşınabilir?

Ekonomik krizin yarattığı sorunlar, işsizlik ve yoksulluğun artması ve iktidarın baskıları gibi çeşitli nedenlerin geniş toplumsal kesimleri birleştirici bir etkisi oldu. Örneğin EYT’liler (emeklilikte yaşa takılanlar) son genel seçimlerden bu yana organize oldular, bu yerel seçimlerin sonuçlarını etkileyebilecek bir güç haline geldiler. Bu örnekler ortak mücadelenin önemini ve değiştirici gücünü göstermiştir ve emekçiler için önemli bir deneyim olmuştur. Bu bazen toplusözleşme dönemlerinde grev mücadelesiyle işçilerin etrafında birlik olur, bazen hükümetin çıkaracağı yasal düzenlemeye karşı birlik olur. Mücadelenin ihtiyacını karşılayacak talepler etrafında bir mücadele platformu olarak bir araya gelmek gerekiyor. Tabii böyle bir mücadele için siyasi partiler ve sendikaların toplantıları, mitingleri, ortak talepler etrafında çeşitli çalışmaları olmalıdır.

Fabrikalarda işçiler şunu söylüyorlar; “Birleşirsek değiştireceğimizi gördük.” Bu özellikle son seçimde iktidarın hezimetiyle çok açık bir biçimde görüldü. Bu sadece sandığı işaret eden bir bilinç değildir. Ben eminim ki metal işçileri, kamudaki işçiler ve kamu emekçilerinin önümüzdeki toplusözleşme dönemlerinde işçi ve emekçiler bu deneyimle toplusözleşme masasına oturacaktır. Düne kadar halk, işçiler, emekçiler “Bunlar çok güçlü, değiştiremeyiz” diyorlardı. Fakat bugün öyle değil. Önümüzdeki dönem işçiler sadece kendi işyerlerinde değil, memleket meseleleri karşısında da birleşme ve değiştirme eğilimlerini güçlendirecektir. Bizim de önümüzdeki döneme dair yaslanacağımız dayanaklar buralardır.

Seçim sürecindeki popüler deyimle ‘Her şey güzel oldu’ mu?

Her şey güzel oldu. Ancak bundan sonra her şeyin daha güzel olması için birlik ve mücadele gerekiyor. Yani hiçbir şey kendiliğinden güzel olmayacak. İşçi ve emekçilerin değişim beklentisi var. “Biz oy verdik kendiliğinden olsun” diyemeyiz. Ekonomik kriz, Kürt sorununun demokratik çözümü, laiklik, yargı bağımsızlığı, siyasi baskılar ve gericilik, işçi sınıfı ve emekçilerin toplu pazarlık ve örgütlenme hakları gibi sorunları düşündüğümüzde bu değişimin gerçekleşmesi için tek çözüm mücadeledir. Bu ülkemizin geleceğine dair sorumluluğumuzdur.

    Yorumlar

EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
  • batman'da büyük insanlık buluştu..
  • Nabız Gazetesi - Rize Haber , Rize Haberleri, Bölge Haberleri, Karadeniz Haber, Artvin Haberleri - 29 Mayıs 2015 Manşeti
KARİKATÜR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV